DİL BELASI







Çok konuşmak, aklin ve ruhun dengesizliğine dayanan bir marazdır.
Makbul söz, en kestirme yoldan ve muhatabın kafasını teşviş etmeden
ona bir şey anlatan sözdür.
Muhataba bir şeyler anlatabilmek İçin uzun boylu konuşmaya gerek yoktur
ve hatta çok defa uzun bir konuşma
beraberinde bir kısım zararlar da getirir.
Zira çok söz tenakuzdan (1),
tenakuzlar ise karşı tarafın kafasında çeşit çeşit yeni sorular
meydana getirmeden hâli değildir.
Böyle bir durum ise, faydadan daha ziyade muhatap için zararlı olacaktır.
Akilli insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için
faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını temin eden insandır.
Aslında akli kâinat fenleriyle kalbi de ilâhî mevhibelere doymuş
ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması
saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da topluma zarardır.
Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişanesidir.
Devamlı kendini dinlettirmek arzusu ise,
her zaman bir cinnet eseri olduğu iddia edilmese bile,
mutlak bir muvazenesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yoktur.
Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve
bir soruya cevap vermeye yönelik bulunmalıdır.
Söylerken de sorana ve dinleyenlere bıkkınlık vermeden
katiyen kaçınılmalıdır.
İnsanin, sukut durması gerektiği yerde sukut etmesi
ve konuşması icap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiîdir.
Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları,
her zaman şayan-i tercih bulunmalıdır.
Bayie bir şey, her şeyden evvel bir edep işi
ve sukut durmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır.
Atalarımız ne hoş söylemişlerdir:
"Konuşman gümüş ise sükutun altındır."
İnsan çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve
faydalı olmasıyla kadrini kıymetini yükseltir.
Aksine, her yerde uluorta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de
yüce mefhumlara ve ihtisas isteyen mevzulara dairse,
hem bir sürü hatalara düşer hem de kendi değerini düşürmüş olur.
"Çok konuşanın çok sakatata olur."
sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
İnsan sözüyle kendini gösterir ve davranışlarıyla ruh yüceliğini aksettirir.
Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi
lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve
tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, z
aman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyla çok yüksek hakikatlerin
-bir geveze söylediği için- tezyif edilmesini netice verir ki,
bu da o yüce hakikatlere karşı hürmetsizlik ve saygısızlığı ifade eder.
Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da öteden beri olgun kimselerin
şiarı olmuştur. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey,
lisanına hâkim olup lüzumsuz ve münâsebetsiz sözlerden sakınmasıdır.
Zira her yerde ağzını açıp saçma-sapan söz edenlerin,
kafa ve gönüllerinden daha büyük olan lisanları,
ihtimal ki, onların daimi felâketlerine sebep olacaktır.
Hem burada hem de orada..
Hele yapmadıkları sayları söyleyenlerin hâli
bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür.
Bu itibarladır ki, en doğru sözlünün beyanında dil ve apış arasını
muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmıştır.
İnsan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve
başkalarına söz hakki tanımama hastalığından uzak kaldığı nispette
Yaradan ve yaratıklara yakin ve onların nazarında sevimli olur.
Aksine, ne Hak katında ne de halk katında umduğunu bulamaz.
(1)Tenakuz: Söz ve fiillerin birbirini tutmaması, birbirine zıt olması.