bilgi güçtür paylaştıkça büyür

5/8/2009 -

Kategori: siirler

 
 
 
 
 
   

Image and video hosting by TinyPic 


Image and video hosting by TinyPic 

DİL BELASI 

Image and video hosting by TinyPic 

Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPicImage and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic

 Image and video hosting by TinyPic 

  Çok konuşmak, aklin ve ruhun dengesizliğine dayanan bir marazdır.

Makbul söz, en kestirme yoldan ve muhatabın kafasını teşviş etmeden

ona bir şey anlatan sözdür.

Muhataba bir şeyler anlatabilmek İçin uzun boylu konuşmaya gerek yoktur

ve hatta çok defa uzun bir konuşma

beraberinde bir kısım zararlar da getirir.

Zira çok söz tenakuzdan (1),

 tenakuzlar ise karşı tarafın kafasında çeşit çeşit yeni sorular

meydana getirmeden hâli değildir.

Böyle bir durum ise, faydadan daha ziyade muhatap için zararlı olacaktır.

Image and video hosting by TinyPic 

Akilli insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için

faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını temin eden insandır.

Aslında akli kâinat fenleriyle kalbi de ilâhî mevhibelere doymuş

ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması

saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da topluma zarardır.

 Image and video hosting by TinyPic  

Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişanesidir.

Devamlı kendini dinlettirmek arzusu ise,

her zaman bir cinnet eseri olduğu iddia edilmese bile,

mutlak bir muvazenesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yoktur.

 Image and video hosting by TinyPic 

Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve

bir soruya cevap vermeye yönelik bulunmalıdır.

Söylerken de sorana ve dinleyenlere bıkkınlık vermeden

katiyen kaçınılmalıdır.

Image and video hosting by TinyPic 

İnsanin, sukut durması gerektiği yerde sukut etmesi

ve konuşması icap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiîdir.

Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları,

her zaman şayan-i tercih bulunmalıdır.

Bayie bir şey, her şeyden evvel bir edep işi

ve sukut durmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır.

Atalarımız ne hoş söylemişlerdir:

"Konuşman gümüş ise sükutun altındır."   

  Image and video hosting by TinyPic 

İnsan çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve

faydalı olmasıyla kadrini kıymetini yükseltir.

Aksine, her yerde uluorta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de

yüce mefhumlara ve ihtisas isteyen mevzulara dairse,

hem bir sürü hatalara düşer hem de kendi değerini düşürmüş olur.

"Çok konuşanın çok sakatata olur."

sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.

 Image and video hosting by TinyPic 

İnsan sözüyle kendini gösterir ve davranışlarıyla ruh yüceliğini aksettirir.

Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi

lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve

tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, z

aman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyla çok yüksek hakikatlerin

-bir geveze söylediği için- tezyif edilmesini netice verir ki,

bu da o yüce hakikatlere karşı hürmetsizlik ve saygısızlığı ifade eder.

 Image and video hosting by TinyPic  

Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da öteden beri olgun kimselerin

şiarı olmuştur. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey,

 lisanına hâkim olup lüzumsuz ve münâsebetsiz sözlerden sakınmasıdır.

Zira her yerde ağzını açıp saçma-sapan söz edenlerin,

kafa ve gönüllerinden daha büyük olan lisanları,

ihtimal ki, onların daimi felâketlerine sebep olacaktır.

Hem burada hem de orada.. 

 Image and video hosting by TinyPic 

Hele yapmadıkları sayları söyleyenlerin hâli

bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür.

Bu itibarladır ki, en doğru sözlünün beyanında dil ve apış arasını

muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmıştır.

 Image and video hosting by TinyPic 

 İnsan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve

başkalarına söz hakki tanımama hastalığından uzak kaldığı nispette

Yaradan ve yaratıklara yakin ve onların nazarında sevimli olur.

Aksine, ne Hak katında ne de halk katında umduğunu bulamaz.

 Image and video hosting by TinyPic 

(1)Tenakuz: Söz ve fiillerin birbirini tutmaması, birbirine zıt olması.

Image and video hosting by TinyPic 

Image and video hosting by TinyPic 

Image and video hosting by TinyPic 

                           

Annem...

Ben sensizliğin acısını, içimi yakmasına rağmen yudum yudum içen bir hayat yolcusuyum.Ölüm ise sana olan duygularımı istismar etmiş bir yaban çiçeği... Ve hasretim kapanmamış yarama tüm acılarıyla basılmış olan tuz...

Acın, bir damlacık şebnem misali düştü yüreğime. Fakat yüreğim onu bile kaldıramadı, dayanamadı hasretine.O ani ölümünün üzerinden tam üç kere geldi geçti bahar. Martılar uğramaz oldu senden sonra bu diyara... Ya ben annem? Kader seni ellerimden çekip aldıktan sonra yüzümün güldüğünü mü sandın? Seni günden güne unutmak isterken, aksine daha da karanlıklar hapsoldum. Hayat elime ayağıma zincir vurdu, esir düşürdü beni... Ama en acısı da, sana tatlı tatlı anne diyememek, atlayamamak boynuna ve sarılamamak doyasıya...

Anne sevgisi denen şey bu olsa gerek... Şu an dilimin susmasına rağmen, gözlerimden akan yaşlar kalbimi delecek şekilde ''anne'' diye çığlık atıyor.İstemem annem! Çünkü kalbimin ortasında sen varsın. Seni bir kere kaybettim, bir daha kaybetmek istemem. Benliğim, mahşer çıplakları gibi hayatın ortasında yapayalnız kaldı. Sana hiç bir zaman '' keşke senin yerine ben ölseydim'' diyemedim. Çünkü ben, senin arkamdan dökeceğim bir damla gözyaşına dayanamazdım. O zaman bana deselerdi ki: '' Annenin ağlamasını istemiyorsan, senin kalbini bedeninden ayırarak ve ruhunu da içine hapsederek cehenneme atalım '' ben de onlara: '' annemin gözünden bir damlacık yaş düşmesin, cehennem ateşlerine bin kere girmeye razıyım'' derdim, hem de seve seve...

Şimdi sana iyi bir evlat olamadığıma mı yanayım, yoksa sana yaşatamadıklarıma mı? Oysa ben, gökyüzünün mavisini başına tül, semadaki yıldızları yakana gül olarak takmak isterdim. Nisan yağmurlarının ardına kendini gösteren semayı, üzerine elbise olarak giydirmek isterdim. Ve işte ben, gökteki bütün melekleri başına toplayıp seni kanatlandırmak isterdim. Fakat sonuçta sende bir melektin ve kanatlarında ruhunda gizliydi; bu yüzden bu dileğim hiç bir zaman gerçek olmadı. Çünkü ölüm randevusuz gelirmiş...

İşte.... Mezarının başındayım...Görüyorum ki, toprağına damlayan gözyaşlarım, mezarında beyaz beyaz çiçeklerin bitmesine sebep olmuş. Bu çiçeklerin ismi ''HASRET ÇİÇEKLERİ'' olsun annem. Çünkü sana olan sevgimi, özlemimi bu çiçekler açıklamaya yetiyor da artıyor bile...Yalnız senden çok çok dilerim. Çünkü sen cennet bağının gülleri arasında dolaşırken, o güzellerden alıkoydum, bunca üzdüm annem... Ama boş yere mahrum etmedim seni cennetten:

ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN!...
http://img.blogcu.com/uploads/filizsarihan_beyaz_guller.gif

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

hersey

Bağıntılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
bedava-sitemden

Son Yazılarım

Başlıksız

Kategorilerim

Saat

Arkadaşlarım

1tebessum
thetuningtr
kubranur13
1demethuzun
nergiscikstella
yeditube
haticedic
nergis acar
baharatdankodlar
ireminulkesi
sihirperisibahar
hannahmontanaclup
sihirliyazilar
nergis1997